Tarih Atölyeleri

Tarih Atölyeleri 2018-06-05T09:38:55+00:00

İmparatorluğun Kara ve Deniz Sınırları – Prof. Dr. Halil Berktay

Maddî koşullar insan toplumlarına belirli bir çerçeve çizer. Her çağda, bütün devlet ve imparatorluklar da bu tür kısıtlara tâbidir. Her istediklerini yapamaz, akıllarına esen her yeri fethedemez ve/ya uzun süre ellerinde tutamazlar. Menzilleri ya da efektif eylem yarıçapları, mevcut “imparatorluk araç gereci” tarafından belirlenir. Osmanlı devleti niçin karada Budapeşte’den, denizde Adriyatik’in doğu kıyısından öteye geçemedi? Bu ve benzeri soruların cevabını objektif gerçeklerde aramak gerekir.

Akdeniz Kadırgası – Prof. Dr. Halil Berktay

Osmanlı deniz gücünden, korsanlıktan, Venedik’le savaşlardan, Preveze muharebelerinden söz ediyoruz. Ama ders kitaplarımız ve çoğu öğretmenimiz teknolojiden ve sair maddî realitelerden kopuk biçimde işliyor bütün bunları. Denizcilik, irili ufaklı teknelerle, kayık ve gemilerle yürütülen bir faaliyet. İÖ 1000’den İS 1650 dolaylarına kadar bu sulara hükmeden Akdeniz kadırgası hakkında somut bir kavrayışımız olmazsa; gözümüzün önüne getiremez ve çizemezsek; boyutlarını, hızını, menzilini, mürettebatını bilmiyorsak; kuvvetli ve zayıf yanları hakkında bir fikrimiz yoksa… Örneğin Girit seferinin 25 yıl sürmesini nasıl açıklayabiliriz?

Fotoğraf ile Nasıl Yalan Söylenir? – Prof. Dr. Suraiya Faroqhi

İlk başta fotoğraf fiziki olgulara dayandığı için olup bitenleri yansıttığı düşünülürdü. Ancak ‘photoshop’ gibi yazılımların ortaya çıkışından sonra fotoğrafların var olmayan durumları gösterebildiği görüldü.

1840’larda ortaya çıkan fotoğrafçılık, İstanbul’da 1850’lerden sonra görümeye başlamıştır. O dönemden bugüne elimize ulaşan fotoğrafların önemli bir bölümü ‘uydurma’ olabilmektedir. Günümüze kadar gelebilen bir fotoğraf iyi bu duruma örnek olabilir. Fotoğrafta sokakta müşterisini traş eden bir berber vardır. Oysa fotoğraftaki insanlar, İstanbul Harbiye’sinde fotoğrafçılık öğreten hocalardır. Kiminle alay ettikleri tartışma konusu olabilir: bu tür resimleri ‘gerçek’ olarak kabul eden turistlerle mi, yoksa dönemin tüccarı fortoğrafçılarla mı, yoksa kendileriyle mi?

Değişen Göz: Resimden Fotoğrafa Geçiş – Prof. Dr. Suraiya Faroqhi

İster Osmanlı, ister Baburi döneminin minyatür sanatı için, İran sürekli bir esin kaynağı olmuştur. On beşinci yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı sarayı minyatürlere ilk olarak merak sardığı zaman İran’da bu sanat çoktan revaçta idi. En eski yapıtlar genellikle İlhanlılar ve Timuriler dönemine aittir, zira daha önce varolan sanat yapıtlarının önemli bir bölümü Moğol istilalarında imha olmuştur. Delhi, Agra, veya İstanbul’da gelişen minyatür sanatının bu yeni filizleri, kısa süre içinde kendlerine özel gelişmeler göstermeye başlamıştır.

Minyatür Yoluyla Tarih: Delhi ve İstanbul Arasında Klasik Dönem Minyatürleri – Prof. Dr. Suraiya Faroqhi

İster Osmanlı, ister Baburi döneminin minyatür sanatı için, İran sürekli birer esin kaynağı olmuştur. On beşinci yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı sarayı minyatürlere ilk olarak merak sardığı zaman İran’da bu sanat çoktan revaçta idi. Elimize gelen en eski yapıtlar genellikle İlhanlılar (1256-1335) ve Timuriler (Orta Asya’da 1405-1506, Hindistan’da 1526’dan itibaren) dönemine aittir, zira daha önce varolan sanat yapıtlarının önemli bir bölümü Moğol istilalarında imha olmuştur. Öte yandan on altıncı yüzyılın başında Semerkend ve Herat’tan temelli olarak kovulan Timuriler, Kuzey Hindistan’da yeni bir İmparatorluk kurup minyatür sanatının bu bölgede özellikle canlanmasını teşvik etmişlerdir.

Delhi, Agra, veya İstanbul’da gelişen minyatür sanatının bu yeni filizleri, kısa süre içinde kendlerine özel gelişmeler göstermeye başlamıştır. Osmanlı sarayında tercih edilen konular arasında sultanların seferleri ve zaferleri ön plandadır. Bunun dışında saraydaki resmi törenler sevilen bir konudur. Klasik dönemde minyatürlerde görünen İstanbul kadınsız bir kenttir, ve bu görünüm ancak 1700’lü yıllarda bir ölçüde değişecektir. Baburi sarayındaki resim sanatının konuları ise oldukça farklıdır: sefer ve zafer konusu eksik olmamakla birlikte doğaya verilen değer daha büyüktür ve paysaj, hayvan, veya çiçek resmi ön plandadır (Osmanlılar çiçek resimlerine ancak 1700’den sonra merak saracaktır). Ayrıca kadın resimleri çok fazla olmamakla beraber, Osmanlılara nispetle bu konu Baburi saraylarında daha çok rağbet görmüştür. Üstelik Baburi padişahları yerleştikten sonra kendileri için çalışan ressamlar arasında Hindu olanların sayısı yüksektir. Bu durumda zengin Hint resim geleneği de Baburi atölyelerinde etkisiz kalmamıştır.

Bir Kitabe Ne Söyler? – Dr. Öğretim Üyesi Şakir Yılmaz

İstanbul gibi tarih zengini bir şehirde yaşıyor olduğumuz için kanıksadığımız ve belki de artık görmez olduğumuz kitabeler ait oldukları binanın ne zaman ve kim tarafından yaptırıldığından öte bir mesaj taşırlar mı? Bir Osmanlı seçkinin taşıdığı veya idealize ettiği değerler manzumesi üç beş satırdan oluşan kitabelere ne ölçüde yansımış olabilir? Osmanlı sanatının ve estetik anlayışının derinliğini bir cami kitabesinden yola çıkarak keşfedebilir miyiz?

Osmanlı’da Renkler, Kıyafetler ve Kimlikler – Dr. Öğretim Üyesi Şakir Yılmaz

Osmanlı toplumsal yapısı hakkında neler biliyoruz? Çok değil yüz elli yıl önce bu topraklarda yaşamış olan insanların birbirlerine bakışları ve davranışları acaba günümüzdekinden ne kadar farklıydı? Ulus devlet çağında yaşayan, günümüz toplumunun çoğulculuk kriterine alışkın bir birey Osmanlı toplumunun çeşitliliği hakkında nasıl bir kanaate sahiptir acaba? 19 ve 20. Yüzyılda çekilmiş fotoğraflardan ve daha erken dönemde yapılmış resimlerden yola çıkarak ne tür yorumlar yapabiliriz?

Tarihe Doğa’dan Bakmak – Dr. Öğretim Üyesi Fatih Çalışır

Doğa büyük bir kitap gibi önümüzde duruyor. Doğayı meydana getiren canlı-cansız her bir unsur bu kitabın bir sayfasını oluşturmakta. Bugün eriştiğimiz bilgi ve teknoloji “Doğa Kitabı”nı farklı disiplinler için yeniden okumaya ve yorumlamaya açık hale getirmiştir. “Tarihe Doğadan Bakmak” başlıklı atölyede doğanın tarihçiler tarafından nasıl yorumlandığı ve tarih araştırmalarında bir kaynak olarak nasıl kullanıldığı çeşitli örneklerle izah edilecektir.

Osmanlı Mimarisi 19. Yüzyılda Nasıl Değişti? – Dr. Öğretim Üyesi Faruk Yaslıçimen

Osmanlı mimarisi 19. yüzyılda nasıl değişti? Değişmenin olduğu aşikâr. Ancak muhtevası tartışmalıdır. Kimileri, Osmanlıların kendilerine mahsus barok, rokoko veya ampir gibi üslupları başarıyla ürettiğini ve bu bakımdan Batı kültürüyle verimli ve üretken bir etkileşim kurduğunu düşünür. Kimileriyse, mimarideki bu yeni üslup denemelerini Batılılaşma ve kültürel başkalaşmanın örnekleri olarak zikreder. Bu seminer, 19. yüzyıl Osmanlı mimarisindeki yenileşmeye farklı bakışları, katılımcıların da yorum ve değerlendirmelerini alarak tahlil etmeyi amaçlıyor.